25 Kasım 2025, 21:25
Türkiye’de son yıllarda hem vergi daireleri hem de trafik denetim sistemi, vatandaşın en çok şikâyet ettiği kamu yapıları haline geldi.
İş insanı, esnaf, sanayici, memur, sürücü, öğrenci…
Herkes aynı şeyi söylüyor:
“Her adımda ceza, her hatada astronomik rakam! Yeter artık!”
Bu yazı bir isyan değildir.
Bir tehdit hiç değildir.
Bu yazı hukuka ve devlet ciddiyetine yapılmış açık bir çağrıdır:
Cumhuriyet savcıları bu sistemi incelemelidir.
Çünkü ortada görmezden gelinemeyecek derecede büyük bir toplumsal sorun var:
Vergi dairelerinin kestiği idari para cezaları
Trafik sisteminin uyguladığı ağır para cezaları
Uyarı mekanizmasının tamamen yok sayılması
Her yıl cezaların enflasyonu bile aşan artışı
Ve tüm bunların vatandaşı ekonomik olarak çökertmesi
Bu tablo, artık sadece “vatandaş şikâyeti” değil;
kamusal bir inceleme gerektiren hukuki bir durumdur.
Savcıların görevi, kamu düzenini korumaktır.
Bugün kamu düzenini bozan şeylerden biri de orantısız ceza politikalarıdır.
Son yıllarda vergi daireleri adeta ceza üretme fabrikasına döndü.
1 gün geç bildirim → Ceza
POS hasılatı uyumsuz → Ceza
Fatura eksik → Ceza
Karşı taraf yanlış yazdı → Yine ceza sana
E-tebligatı geç gördün → Faiz + ceza
Hata nerede olursa olsun, bedeli vatandaşa kesiliyor.
Bu, idarenin ölçülü davranma yükümlülüğüyle bağdaşmıyor.
(Anayasa 2, 10, 13 ve 125)
Bu kadar yaygın bir uygulama hukuki inceleme gerektirir.
Türkiye’de trafik cezalarının artışı son 5 yılda %500 ile %700 arasında.
Kaza oranlarındaki düşüş ne kadar?
%4–5 civarı.
Bu da şu soruyu gündeme getiriyor:
“Bu cezalar güvenlik için mi, yoksa tahsilat için mi?”
Eğer vatandaşın büyük bölümü aynı soruyu soruyorsa,
bu konu savcıların incelemesi gereken bir kamu politikası sorunudur.
Ceza hukuku ve idare hukuku çok nettir:
Ceza orantılı olmalı
Ceza ölçülü olmalı
Ceza kamu yararı amacı gütmeli
Ceza keyfî görünmemeli
Ceza kişiyi ekonomik olarak yok edici olmamalı
Bugün geldiğimiz noktada:
Bir kırmızı ışık cezası → bir haftalık mutfak masrafı
Bir vergi cezası → şirketin tüm nakit akışını altüst eden rakamlar
Bir eksik beyanda → aylık maaş kadar yük
Bu tabloyu şikayet olarak değil, suç duyurusu niteliğinde bir veri olarak görmek gerekir.
Çünkü ortada sistematik bir problem var.
Esnaf diyor ki: “Boğuluyorum.”
Sanayici diyor ki: “İş yapacak nefes yok.”
Sürücü diyor ki: “Ceza için tuzak var.”
Şirket sahibi diyor ki: “Hata bizde değil, sistemde ama cezayı biz ödüyoruz.”
Eğer milyonlar aynı şeyi söylüyorsa, mesele bireysel değil, kamusaldır.
Ve kamusal meselelerin çözüm noktası:
Cumhuriyet Savcılarıdır.
Biz vatandaşız.
Vergimizi veriyoruz.
Kurala uyuyoruz.
Devlete düşmanlığımız yok.
Ama adaletsizlik hissettiğimiz yerde konuşuruz.
Savcıları göreve çağırıyoruz çünkü:
Bu bir protesto değildir.
Bu bir tehdit değildir.
Bu bir isyan değildir.
Bu, devlete olan güvenin devamı için yapılan hukuki bir çağrıdır.
Bizim kimseyle kavgamız yok.
Ama bizi ezen bir sistem varsa, onu hukuka şikâyet ederiz.
Vergi cezaları da, trafik cezaları da; vatandaşı yıpratıyorsa
Devletin adalet mekanizmasının, yani Savcıların bunu incelemesi şarttır.
Vatandaş nefes almak istiyor.
Ekonomik olarak yaşamak istiyor.
Üretmek, çalışmak, sürmek, ayakta durmak istiyor.
Devlet bunu görmelidir.
Savcılar bunu duymalıdır.
Hukuk bu konuyu incelemelidir.
Biz çağrımızı yaptık.
Gerisi adaletin.